‘İdlib’de çıkacak gerginlik yeni göç dalgaları üretir’

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından açıklamalarda bulundu. Çelik’in açıklamalarından satır başları şöyle;

“Diyarbakır annelerine selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. İnşallah hepsinin evlatlarına tek tek kavuştuğu günleri en kısa zamanda görmeyi diliyoruz. Terörle mücadele operasyonlarımız hız kesmeden devam ediyor. İçişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda, Milli Savunma Bakanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatımızın çalışmaları yüksek koordinasyonla etkili bir şekilde devam ediyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız Cumartesi günü Adana’da olacak. Burada pek çok ilde yaptığı gibi çeşitli açılışlar gerçekleştirecek. Pek çok yatırımın açılışını gerçekleştirecek. Pandemi dönemine rağmen açılışların ne kadar yüksek hızla devam ettiği, bütün dünyada her şey askıya alınmışken Türkiye’de açılışların kapsamlı bir şekilde devam ettiği görüldü.

Hiçbir iyi niyete dayandığını düşünmediğimiz şekilde son zamanlarda ‘AK Parti döneminde fabrikalar kurulmadı’ diye yalan siyaseti kurulmuş durumda. Yapılan açılışlar her seferinde bu yalan siyasetini çökertiyor. Ankara dışına çıkmayan, organize sanayi bölgelerini gezmeyen zevatın değerlendirmelerini doğru olduğunu düşünmek söz konusu değil.

2020-21 yılları arasında kayıtlı istihdamız 1 milyon 300 bin kişiden artmıştır. Bu artışla birlikte sanayideki kayıtlı istihdam 4 milyon 671 bini geçmiştir. Bunlar verilere dayalı, herkesin ulaşabileceği hususlar. Türkiye’yi dev bir üretim üssü haline getirmenin sembollerinden birisi organize sanayi bölgelerimizin sayısının artmış olmasıdır. OSB’si olmayan şehir kalmamıştır. OSB sayısı 325’e ulaşmıştır. Buradaki toplam istihdam büyük bir başarıyı ortaya koymaktadır. 2 milyon 130 bin kişiye ulaşmıştır.

Pandemi sürecine rağmen OSB’lerdeki elektrik kullanım artışı buradaki çalışmanın, üretimin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanımızın bu açılışları gerçekleştirilmesi, fabrikaların açılmadığı, yatırımların durduğu şekildeki yalan siyasetini çökerten en güçlü argümandır. Türkiye’nin her tarafındaki yatırımları parti olarak yakın bir şekilde devam ediyoruz. Bize ulaşan aksaklık olduğunda hızlı bir şekilde hallediyoruz.

Bundan sonra OSB sayısı, parsel, üretim ve istihdamın artması konusunda yeni rakamlara ulaşacağımız kuşkusudur. Çevre konulara dönük olarak yaklaşımlarımızı paylaştım. İnsanlığın geldiği aşamada kapitalizm, neoliberalizm, vahşi yarışlar insani boyutuna dikkat edilmediği zamanda insanı, gezegeni yok edecek sonuç doğurabiliyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından altı çizilen Yeşil Kalkınma Devrimi’ni bir vizyon olarak sıkı bir şekilde takip ettiğimizi belirtmek isterim. Sayın Cumhurbaşkanımızın BM konuşmasında Paris İklim Anlaşması’na yaptığı atıfla aslında dünyada pek çok yerde söylem düzeyinde olan süreci Türkiye’nin vizyona dönüştürdüğünü net bir şekilde ortaya koymuş oldu.

Orman varlığımızı arttırmaya dönük çalışmalar, millet bahçeleri projelerimiz, sıfır atık projemiz ve birçok çalışma bizzat sayın Cumhurbaşkanımız, sayın Emine Erdoğan hanımefendi tarafından yakın bir şekilde izlenerek, himaye edilmesi gözetilmektedir. Cumhurbaşkanımız Paris İklim Anlaşması’nı Meclis’in takdirine sunmayı BM konuşmasında söylemişti.

Söylem düzeyinde kalmasına müsaade etmeyeceğiz, tamamen vizyon olarak değerlendireceğimiz bir husustur. İnsan kendi eliyle kader arkadaşımız olan doğayı yok ediyor. Bütün bunların üretim süreçlerinde gözden geçirmesi en önemli konuların başında geliyor. Yeşil kalkınmayı güçlü bir şekilde sahipleniyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarının üretilmesi, temiz üretim tekniklerin ağırlıklı olarak uygulanmasının teşvik edilmesi söz konusu olacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımız belirttiler, ulaştırmada deniz yolu ve demir yolunun payının arttırılması gündeme alınacaktır. Sıfır enerjili bina standardı, hibrit araçlar, tarımda gıda güvenliği tedbirleri, orman ve su kaynaklarının korunması, geri dönüştürülmüş malzemelerin her alanda kullanımı teşvik ve takip edilecektir.

İklim değişikliği insan hayatını tehdit eden bir olgu olduğu gibi gezegenimizi de tehdit ediyor. Ülkemizde gereken tedbirler alınacaktır. Meteorolojik erken uyarı sistemi kurulması bunların başında geliyor. Her kuşaktan insanımızın, her kesimden, her siyasi partinin yeşil mutabakatı güçlü bir şekilde sahiplenmesi, her tartışmanın odağına bunu yerleştirmesinin önemli olduğunu ifade ediyoruz.

Sınır güvenliğimizi yakın ilgilendirdiği için Suriye’deki hadiseler bir başka gündem konusudur. Bunlar MYK, MKYK toplantılarımızda yakın şekilde değerlendirilmektedir. İdlib’de barışın korunmasına son derece önem veriyoruz. İdlib’de ortaya çıkan gerginlik yeni göç dalgaları ve insani trajediler üretecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın sayın Putin’le yaptığı görüşme önemlidir.

Anayasa komitesinin yaptığı çalışmaların geldiği aşamaları yakın bir şekilde takip ediyoruz. Siyasi çözümün zemininin korunması için İdlib dahil diğer bölgelerde barışın sağlanması meselesidir. Özellikle Fırat’ın doğusunda terör örgütlerinin hareketleri ve ülkelerin verdiği yakın desteğin değerlendirilmesidir.

İdlib’de ateşkes ihlallerini de değerlendiriyoruz. Sivillere dönük saldırıları yakından takip ediyoruz. Anayasa komitesinin çalışmalarının başarıya ulaşması kilit rol oynayacaktır. Partimizle görüşen heyetlere bu konudaki değerlendirmelerimizi ifade ediyoruz.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki nefret suçları, İslam düşmanlığı ile ilgili konular partimizin gündemindedir. Dünyanın her tarafında nefret suçları, İslamofobi gibi konularda yapılan faaliyetleri takip ediyoruz. Son olarak maalesef üzücü bir şey. Galatasaray-Marsilya maçında Bozkurtların nefret suçu işleyen olaylar çıkardığına dair bir Fransız milletvekili iddiada bulundu. Görüntüler açıktır. Marsilyalı taraftarlara sevgilerimizi ileterek, Marsilya seyircisi içerisinde bir grubun sloganlar attığı net şekilde görülmüştür. Galatasaray’ı destekleyen taraftarlar son derece olgun bir şekilde maçı seyretmiştir. Fatih hocamız vatandaşlarımızın haklı olarak tepki verdiğini ifade etmiştir.

Burada da çifte standartla karşı karşıya kalıyoruz. Kamera kayıtları var. Bir grubun işlediği nefret suçudur. Marsilya taraftarını kast etmiyorum. Fransa’da İçişleri Bakanı verdiği beyanatlarda kaç tane cami kapattığıyla övünüyor. 89 caminin denetlendiğini 6 caminin kapatıldığını, belediye meclisinin karar vermesine rağmen yeni bir cami yapımına müsaade etmediğini övünülecek bir şekilde anlatıyor.

DAEŞ gibi terör örgütleriyle fiziki mücadelenin yanısıra ideolojik mücadele de önemlidir. Bu zihniyet neden güçleniyor diye baktığımızda DAEŞ’e en çok mühimmat sağlayan şeyin İslam düşmanı uygulamalar olduğunu görüyoruz. Bilimsel çalışmalarda da ortaya çıkmıştır, insan psikoloji açısından da böyledir. Göçmenlere otoriter ideoloji ile şekil vermeye, dini ya da etnik değerlerini ayara tabi tuttuğunuz her yaklaşım ters teper. Asimilasyon entegrasyon sürecinin en önemli engelidir.

Biz entegrasyonu güçlü bir şekilde destekliyoruz. Asimilasyon olmadığı sürece entegrasyon desteklenmelidir. Bir demokrasi tek başına dünyada nefes alamıyor. Bu tip yaklaşımlar aslında demokratik süreçleri zehirleyen, toplumların demokratik düzenine zarar veren hadiselerdir.

Ülkemizle ilgili iftira sözkonusu olduğunda yakından takip ettiğimi ifade etmiştim. Macron Osmanlı İmparatorluğu’na atıf yaparak Türkiye’yi suçluyor. Türkiye’nin Cezayir’i siyasal hafızasını manipüle ettiğini söylüyor.

Cezayir ulusuna, devletine kiralık hafıza kullanıyor demek bir saygısızlıktır. Fransa’da önce Cezayir’de bir devlet var mıydı deniyor. Bu da saygısızlıktır. Cezayir’in devletleşme, milletleşme sürecini Fransız sömürgeciliğine bağlamak son derece yanlış bir yaklaşımdır.

Yunanistan ve Rum kesiminin Ege, Doğu Akdeniz’de maksimalist davranışlarından vaz geçmesi lazımdır. Ege’yi kendi gölü gören bir siyasetin varacağı hiçbir yer yoktur. En son bir Rum gemisinin ihlali karşısında Deniz kuvvetlerimiz anında müdahale ederek geri göndermiştir. Mavi vatan kırmızı çizgimizdir, ana vatanın ayrılmaz parçasıdır. Birisi çıkıp da mavi vatan kavramı saldırganlık içeriyor diyorsa, bunu da TBMM üyesi sıfatıyla söylüyorsa bunun tamamen karşısında olduğumuzu söyleriz. Mavi vatan için her türlü mücadeleyi verir, her türlü bedeli öderiz.

Burada tartışılması gereken Yunanistan’ın silahsız olması gereken adaların silahlandırmış olması ve silahlandırmaya devam etmesidir. Anlamaları gereken şey, o bahsettiğiniz ülkeler zor zamanınızda yanınızda olmayacak ama Türkiye bir komşu olarak her zaman zor zamanınızda yanınızda oldu, dara düşerseniz ilk koşacak yine Türkiye’dir.

Burada masada çözülebilecek pek çok mesele vardır. Hem Dışişleri Bakanlığımızın diplomatik yeteneği, hem Milli Savunma Bakanlığımızın birikimi vardır. Siz masada çalışma başlarken sahada fiili durum yaratırsanız, aşırı saldırgan tutum ortaya koyarsanız, o zaman sahada kuvvetlerimizin orada var olduğunu her zaman görmüş olursunuz. Yunanistan’ın aklı selimle hareket etmesi, sorunların diplomasiyle çözülmesi konusundaki yaklaşımımıza saygı göstermesini çok daha iyi olduğunu düşünüyoruz.

Herkes yeni anayasayla ilgili görüşlerini söyleme hakkına sahiptir. AK Parti olarak herhangi bir şekilde özellikle laiklik prensibinin anayasada yer alması gerektiğini, vazgeçilmez olduğunu ifade etmiştim. Sadece d üzenleme olarak değil toplumsal barış ilkesi olarak anayasadaki yerini koruyacaktır. AK Parti laik devlet düzenini koruyacaktır. Demokrasi ile laiklik arasıdaki ilişkinin gerçek prensiplere d ayanan dengeli bir ilişki olduğunu ortaya koyduk.

Geçmişte laiklik adı altında demokrasiyi boğan, vatandaşlarımızın değerlerine saldıran, bir mengene oluşturan insanların hak ve hürriyetlerinden faydalanmasını engelleyen bir laikçilik anlayışı ortaya konmuştur. Türkiye’de demokrasiyi sakatlamak, vesayete alan açmak için uydurulmuş, maalesef Türkiye’ye karanlık günler yaşatmış uygulamaların ideolojik referansıydı.

Laiklik devlet prensibini güçlü bir şekilde savunuyoruz. Hem rejimimiz açısından hem toplumsal barış açısından gerekli olduğunu net bir şekilde değerlendiriyor, altını çiziyoruz.

“Dünyanın çeşitli yerlerinde bir ara Fransa’da da oldu. Ülkü ocaklar ıbaşlığı altında vatandaşlarımızın hedef gösterildiği açıklamalar ve girişimler görüyoruz. Biz genelde bu propogandanın arkasında Ermeni diasporasının lobilerinin son zamanlarda FETÖ’nün girişimleri olduğunu değerlendiriyoruz. Bu tip açıklamaları esefle karşılıyoruz. Türkiye’nin hak ve menfaatlerini koruyan, demokratik protesto haklarını korumak hiçbir şekilde terör tanımına girmez. Bu tip yaklaşımlar Amerikan demokrasisine zarar verir. Terör kavramının sulandırılması bu konudaki prensibi zaafa uğratır. Vatandaşlarımızın bu şekilde hedef gösterilmesini kabul edemeyiz. Bunu yapanların en azından bir tutarlılık anlayışı içinde olması lazımdır. PKK/PYD terör örgütüne verilen destek ortadadır. Sayın Biden döneminde de bu gündem değişmemiştir. DAEŞ’le mücadele ediyor diye bunlara destek veriliyro. Fransa’da bir firmanın Fransız iç ve dış istihbaratıyla bağlantılı PKK/PYD terör örgütüne destek ve DAEŞ’le bağlantısı ortaya çıkmış oldu. Bu aynayı öncelikle kendilerine tutmalarında fayda vardır. Vatandaşlarımızın hedef gösterilmesi, meşru ve hukuki değildir. Tamamen reddediyoruz.

İktidara geldiğimiz günden beri öğrenci yurtları ve öğrenci kardeşlerimizin konforu her zaman gündemimizde olmuştur. Sayın Cumhurbaşanımız kendisine brifing öerildiği zaman öğrenci kardeşlerimizin bir odada kaç kişi kaldığını yakından takip etmiştir. Biz bu konuda iktidarlarımız döneminde devrimci adımlar attık. 8,5 milyona yakın öğrencimizin 4 milyonu örgüt öğretim içinde. Yurt yapılmamış gibisinden bir propaganda malum partiler tarafından başlatıldı. Bugün 81 ilde 778 yurt sayısı vardır. 731 bin 261 yatak sayısına ulaşılmıştır. Özel sektörü teşvik ediyoruz. 1 milyon 32 bine ulaşmıştır bu sayı özel sektörle birlikte. Neredeyse 10 katına çıkarılmış bir yaklaşım vardır.

Kamu ve özel açısından ortak kapasiteye baktığımızda İspanya’da 91 bin, Almanya’da 290 bin, İngiltere’de 550 bin. Türkiye’nin yaklaşık olarak yarısı. Sadece Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra inşa edilen yurt sayısı 217’dir. Bu öğrencilerimizin rahat bir şekilde eğitim öğretim hayatlarının tamamlamaları için ortaya konulan gayretin neticesidir. Her sene öğrenciler artıyor, ihtiyaçlar değişiyor. Bütün ihtiyaçlar karşılanıyor gibisinden bir tablo ile karşı karşıya değiliz. Yeni ihtiyaçlar var.

Belediyelerimiz, superbetin giriş valiliklerimiz talimatlandırılmıştır. Daha da fazlasını yapacağız. Her sene yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Biz burada ne hiçbir çivi çakılmadı, yurt yapılmadı diyen yalan siyasete itibar etmiyoruz. Bir diğer açıdan bunu istismar edenleri dikkate almıyoruz. Bizim baktığımız yer öğrenci kardeşlerimizin gözüdür. Sonuçta yüksek kapasite, 10 katına çıkaracak kadar imkanlar ortaya konulmuştur. Daha fazlası da yapılacaktır. Bu arada ortaya yeni ihtiyaçlar çıkıyor. Sayı artıyor. Tabii ki bu ihtiyaçları görmezden gelmiyoruz. Gelen her türlü talebi not ediyoruz. İlgili kurumlara yönlendiriyoruz. Ortaya çıkan ihtiyaç öncelikle sahiplendiğimiz bir ihtiyaçtır.

Sanat alanı, sinema dizi alanı kendi özgürlüğü olan bir alan. Bizim siyasetçi olarak şu diziyle ilgili şöyle düşünüyorum demek son derece subjektif yaklaşım olur. Bu bizim işimiz değil. Sanat alanının kendi özgünlüğü ve özgürlüğü var ama bir taraftan bütün dünyada bu yayınların denetlenmesiyle ilgili mekanizmalar var. Toplumda infial uyandıran yayınlar denetlenir, değerlendirilir. Burada RTÜK çerçevesinde bir değerlendirme yapılıyor. RTÜK aldığı kararlarda, RTÜK Başkanı Bekir Bey de çeşitli şekillerde yaklaşımların ne olduğunu açıklıyor. Biz tabii ki partimize, çeşitli vatandaşlarımızın talepleri, değerlendirmeleri geldiğinde ilgili kurumlara iletiyoruz. Nihayetinde siyaset alanı vatandaşların temel hak ve hürriyetlerden faydalanması, kurumların doğru çalışması. Değerlendirme ve eleştirilerle ilgili olarak kendi içimizde çalışmasını yapıyoruz. Neler eleştiriliyor, neler destekleniyor, neler talep ediliyor diye değerlendiriyoruz.

Sosyal medya meselesi ayrı mesele. Dün gece de gördük. Whatsapp, Instegram, Facebook çökünce yorumlar ortaya çıktı. Bazıları ‘normal hayatımıza döndük’ dedi, bir kısmı ‘iletişimimiz çöktü, dünya ile bağlantımız kesildi’ demek zorunda kaldık. Bir yandan hayatı kolaylaştırıyor bir yandan da bağımlılık yapıyor. Buradaki ironi şudur; Instegram ve Facebook da başlarına ne geldiğini Twitter’dan duyurdular. Bu alan zannettiğimiz kadar güvenli bir alan değil. Bunun üzerinden iş üretiyorsanız, kurum yönetiyorsanız, işiniz, birikiminiz kaybolabilir. Bu kuramların nihayetinde çalışanları kendi kurumlarına girememişler. Burada bunların kullanmalarınını getirdiği kolaylık ile bağımlılık arasındaki dengeyi herkesin kurması gerekiyor. Pekçok ülkede, ABD başta olmak üzere bu kurumların kendilerinin aldığı kararların, verilerin güvenliği, mahremiyet ve gizlilik konusunda yeterli güvence sağlamadığı açıklandı. Dolayısıyla yeni düzenleme yapılacağı söylendi. Bizim yaptığımız çalışma boyutlu bir çalışma. Bir insanın bütün profilini, müzik zevklerini, alışveriş eğilimini, gelecek perspektifini izleniyor. Anayasada güvence altına alınmış bu ama sosyal medyayı kapsamıyor bu güvence. Siber vatan diye bir kavram geldi önümüzü. Devletler siber egemenlik meselesini de gündemine almış durumdalar. İnsanlar hesaplarını kendi izin vermediklerine kapatıyorlar. Buna ciddi kafa yoruyoruz. Bu özgürlük, verilerin güvenliği arasında denge nasıl korunabilir. Bunu iyi bir şekilde görmek gerekiyor. Dünkü mesele de gösterdi ki aslında o kadar da güvenli değil verilerimiz.

Cumhurbaşkanlığı İletişi Başkanlığı bütün dünyadaki örnekleri inceledi, bir değerlendirme hazırladı. Bu konuya çalışmaya devam ediyoruz.”

superbetin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir