İşte Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin ataları

Dün akşam Nef Stadı’nda oynanan Galatasaray-Fenerbahçe derbisi, Osmanlı’da kıran kırana mücadelenin yaşandığı Lahanacılar-Bamyacılar rekabetini akıllara getirdi.

Güzergâh, Lahana ve Bamyacılar’ın anısını yaşatan İstanbul’daki anıtların izini sürdü. Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nın yanındaki su terazisinin üstünde bulunan ve türünün son örneği olan Bamyacılar’a ait figür ilk kez görüntülenirken drone çekimlerini Abdullah Doğan gerçekleştirdi. 

Üsküdar Karacaahmet’te bulunan tarihi su terazisinin tam tepesinde bulunan bamya figürü geçmişteki günlerin zirve keyfini yaşıyor gibi…

Biri İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı Paşabahçe meydanında bulunan diğeri ise yine bir başka boğaziçi semti Çengelköy’de yer alan lahanacı çeşmeleri…

Osmanlı İmparatorluğu’nun müsabaka şeklinde yapılan en yaygın spor dallarından birisi de şüphesiz ciritti. Cirit oyunu takımlar halinde kıran kırana rekabete şahit olurken, takımlara özel isimler verilirdi. İşte bunların en şöhretlileri ‘Lahanacılar’ ile ‘Bamyacılar‘dı. Bu iki ekibin mücadelesi, günümüzdeki Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor futbol kulüplerinin aralarında oynadığı maçlara eşdeğer bir heyecanı yaşatıyordu.

Günümüz spor kulüplerindeki gibi Lahanacılar ve Bamyacıların kendilerine has renkleri, formaları ve sembolleri bile vardı. Nasıl ki Bizans tarihine Yeşil ve Maviler’in rekabeti damga vurduysa, Osmanlı’da da Lahanacılar yeşil pantolon, yeşil gömlek, yeşil bayrak; Bamyacılar ise kırmızı pantolon, kırmızı gömlek ve kırmızı bayrakla yarışıyorlardı.

Her iki takımın yaptığı karşılaşmalar zamanla kıran kırana rekabeti beraberinde getirdi. Müsabakalarda padişah ve saray halkı hazır bulunur ve herkes bir takım tutardı. Kazanan takıma hatırı sayılır mükafaat veriliyordu.

Beyaz tenli genç Enderun ağaları ile Harem ağalarının oluşturduğu Lahanacılar-Bamyacılar rekabetine şiirler yazıldı, besteler yapıldı. Daha da ilginci onları simgeleyen figürler çeşmelere, su terazilerine dikildi. Bunlardan birkaçı günümüze kadar gelebildi.

Osmanlı döneminin dağılma tehlikesi yaşadığı fetret döneminden sonra yeniden ayağa kaldıran Çelebi Mehmet’in Amasya’da valilik yaptığı (1413-1421) yıllar arasında Suluova’da düzenlediği cündiler (biniciler) cirit müsabakası aynı zamanda yıllar sürecek bir rekabetin tohumlarını atacaktı.  

Çelebi Sultan Mehmet Amasya’da vali iken iyi ve talimli süvari yetiştirmek istemişti. Babası Yıldırım Beyazıt’la Timur’un yaptığı Ankara savaşında süvari askerinin önemli rol oynadığını görmüştü. Çelebi Sultan Mehmet Merzifon’da istirahat ederken 15 yaşındaki oğlu ikinci Murad’ı Amasya’da kaymakam bırakmıştı. Merzifonlulurla Amasyalılar arasında seçilecek ikişer yüz süvarinin (Suluova’da) askerî talimler yapmasını emretti. Padişah ve Şehzade bizzat talimlerde bulunuyorlardı. Amasyalı ve Merzifonlu süvariler talimlerini bitirdikten sonra yavaş yavaş tecrübeleriyle askeri manevralar yapmaya başlamışlardı. Padişah iki tarafa kısa birer ad vermek istedi. Amasya’nın bamyası, Merzifonun lahanası meşhurdu. Amasya süvarilerine (Bamyacı), Merzifonunlular’a da (Lahanacı) denilmesini uygun gördü.

Çelebi Sultan Mehmet ‘Lahanacılar’ın, Şehzade Murat da ‘Bamyacılar’ın başındaydı. Şimdiki askeri manevralarda renk kullanıldığı gibi o dönem şehirlerin meşhur sebzeleri tercih edilmişti. Çelebi Sultan Mehmed’in süvarileri büyük başarılar göstermişlerdi. Bundan sonra saray cündilerine bu iki ad verilmiş ve yaşamıştır. Saray süvari ve cündileri ikiye ayrılırlardı. İstanbul fethinden sonra da Fatih Sultan Mehmet yeni yaptırdığı sarayında bu iki teşkilatı aynen yaşatmıştı. Topkapı Sarayı arşivinde bulunan bir vesikadan bu abidelerin dikildiği saha civarında bir Bamya Köşkü’nün bulunduğu anlaşılmaktadır. Tarihçiler bir de Lahana Köşkü’nün olabileceğini belirtiyor. Saray kapılarında ve merasimde daima bamyacı ve lahanacılar nöbet tutarlar ve ayrı ayrı hizmet görürlerdi. Padişahlar ok, tüfek, lobut ve cirit talimlerinde bu ocaklardan birisine intisap etmiş gibi görünürlerdi. Çelebi Mehmet’in önayak olduğu bu gelenek Fatih Sultan Mehmet döneminde adeta kurumsallaştı. İstanbul’daki Topkapı Sarayı’ndaki gençlerin sportif yarışları takım müsabakası olarak dönüşünce yoğun rağbet gördü. 

Lahanacılar ile Bamyacılar’ın mücadelesini izleyenler yarışın kızıştığı anlarda oyuncuları yüreklendiriyor, “Ha gayret Lahanacılar”, “Vurun Bamyacılar” diye bağırarak destek veriyorlardı. Topkapı Sarayı’nın bahçesinde yapılan karşılaşmaları izleyenler ‘Lahana kuvvet, bamya lezzet’ diyerek o günün diliyle ‘teşyi’ (cesaretlendirmek) ediyorlardı.

Zaman içinde padişah ve şehzadeler de bir takımın taraftarı; dahası mensubu haline gelmişti. Topkapı Sarayı’nın giriş avlusu olan Bab-ı Hümayun Kapısı’ndan sağa inen yol üzerinde biri bamya diğeri ise lahana motifleriyle süslü iki dikili taş göze çarpar. Bunlardan Lahana Anıtı’nı Padişah III. Selim, Bamya Anıtı’nı ise II. Mahmut yaptırmış. Padişah III. Selim, 1790’da cündilerden birinin 434 adımdan tüfekle bir yumurtayı vurması üzerine anıtı diktirmiş, üzerine de bir lahana figürü koydurmuş. Bamya Anıtı’nı ise II. Mahmut, yetiştiği Bamyacılar Ocağı’nın anısına 1811’te yaptırmış. Anıt yapıldığında üstünde bir bamya figürü varmış, fakat şu an mevcut değil.

Lahanacı ve Bamyacı rekabeti zamanla kendinden o kadar bahsettirip prestijli hale gelince Topkapı Sarayı’nın Otluk Kapısı girişindeki Bostancı Ocağı’na bağlı bir Bamyacılar Ocağı ve Cebehane Meydanı’nda eski iki kuleden birini Bamya, diğerini Lahana Ocağı temsil etti. Eskiden bu kulelerden birisinde Lahana ocağına, İkincisinde de Bamya ocağına mensup birer süvari askeri nöbet beklerlerdi.

Padişahlar içinde Sultan III. Selim’in Lahanacı takımına taraftarlığının ‘fanatiklik’ düzeyinde olduğu da bilinir. Türk sanat musikisinde besteleri hala ‘klasik’ repertuarın seçkin örnekleri arasında anılan Selim Han’ın ‘İlhami’ mahlasıyla takımı için yazdığı bir şiir de var:

Kış mevsiminde çıkar ortaya lahana
Gerçi biçimce Keykavus’ un topuzuna benzer
Can verir insana, çünkü taze gül yaprağıdır lahana
Dizilmez yüz bin, bir ipliğe bamya gibi,
Arslandır o, arabayla gezer sanki lahana
Hiçbir zevk ve mutluluk olmazmış onsuz
Olur mu, helva söyleşileri, olmazsa eğer lahana,
Lâyıktır ona, İlhâmî ne türlü övgüler yazsa
Lahanacım, Lahanacım, Lahanacım, Lahana.

Paşabahçe meydanında bulunan ve Lahanacılar’a ithaf edilen çeşme günümüze ulaşıbilen yapılardan. 1841-42 yılında Mustafa Şerif Paşa tarafından Paşabahçe’de inşa edilmiş olan ‘Mustafa Paşa Çeşmesi’ günümüzde de ihtiyaçlara cevap veriyor… Günümüzde pek bilinmeyen eşmenin üzerindeki lahana figürü ise dikkat çekiyor…

 

 

Çengelköy’de bulunan Serkavas Ahmed Ağa Çeşmesi yakın zamana kadar zeminin altında kalmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmayla yeniden orijinal görümüne kavuştu…

19. yüzyıldan itibaren örnekleri görülen sütun biçimli çeşmelerden. Tamamen mermerden yapılmış çeşmenin üzerinde kitabe işlenmiş olan alt kısmı, silindir şeklinde ve önüne çokgen bir kurna yerleştirilmiş. Üst bölümünde geçildiğinde ise silindir şekli, yivli bir koniye dönüşüyor. Bu koninin üzerinde ise lahana biçimindeki sembol bulunuyor. Aynı zamanda Lahanacılar Çeşmesi olarak da bilinen bu yapı, Sultan Abdülmecid dönemi sadrazamlarından koca Hüsrev Mehmed Paşa’nın serkavası (baş koruma görevlisi) Ahmed Ağa tarafından yaptırıldı. 

İstanbul’da çeşitli Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan çeşitli yapıların üzerinde az da olsa lahana figürlerini rastlanılsa da bamya sembollerinden günümüze maalesef birkaç örnek ulaşabildi. Bunlardan bir tanesi de türünün nadir örneği olarak gösterilebilecek olan Üsküdar Karacaahmet Mezarlığı’nın köşesinde yer alan su terazisinin üstündeki bamya figürü. Su terazisinin tam üstüne dikilmiş olan; ancak özel bir dikkatle fark edilen figür bamyacıların zirve keyfini yaşatıyor gibi… Şimdiye pek bilinmeyen bu anıtı ilk kez Habertürk drone ile çok yakından görüntüledi….

Topkapı Sarayı’nın Bab-ı Hümayun Kapısı’ndan sağa inen yol üzerinde, lahana motifiyle süslü iki dikili taşın da dikkat çektiğini belirtelim.  Padişah III. Selim, 1790’da cündilerden birinin 434 adımdan tüfekle bir yumurtayı vurması üzerine anıtı diktirmiş, üzerine de bir lahana figürü koydurmuş. Bamya Anıtı’nı ise II. Mahmut, yetiştiği Bamyacılar Ocağı’nın anısına 1811’de yaptırmış. Anıt yapıldığında üstünde bir bamya figürü varmış, fakat şu an maalesef mevcut değil. Anıtın yazılarını ise dönemin meşhur hattatı Yeserizade Mehmet Efendi’ye ait. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir